Bizi Sosyal Medyada Takip Edin

Sedat Çağırgan

Sedat Çağırgan'ın 29 Mart 2017 tarihli blog yazısı
TIP
Yıllar önce üzerinde çalıştığım bir proje için ihtiyacım olan bilgilerin olduğu kaynağı çalıştığım üniversitenin öğrenci kütüphanesinde bulmuştum. Benimle ilgili sayfalar fotokopi çekemeyecek kadar çok ve kitap İngilizce idi. Aylar süren araştırmadan sonra bir kitapevi bulup kitabın bedeli olan 100 Amerikan Dolarını peşin vererek bir ay kitabın bana gelmesini bekledim. Bir ayın sonunda da kitaba kavuştum.
Cumhuriyet tarihinde özellikle de çok partili sisteme geçilen 1950’li yılların başından beri birçok hükümet İzmir’in muhalifliği nedeniyle İzmir’e hain gözüyle bakmıştır. Oysa bu muhalifliğin nedeni sorgulanmamış veya altında yatan olasılık nedeniyle örtbas edilmesi hükümetlerin işine gelmiştir. Eğer bu muhalifliğin nedeni anlaşılırsa iktidarları için hiç de iyi olmazdı. İzmir tarihinde çok nadirdir. İzmir belediyesi ile hükümetin
İnsanlar doğup büyüdükleri topraklarda geçimlerini sağlayamadıklarında veya mutlu olmadıklarında eşyalarını toplayıp başka memleketlere göçerler. Ülkemizde iş imkanları kısıtlı olduğu için bir çok insan doğup büyüdüğü şehri terk edip başka şehirlerde yaşamak zorunda kaldı. Birçok insan da başka ülkelerde. Yurt dışına yerleşenlere bazen hak veriyorum. Avrupa’da birçok devletin insanlara sağladıkları imkanlar çok iyi. Ama anlamadığım şey
Ülkemizde %36’lık bir kesim inkar etse de bir korku havası mevcut. İnsanlarımız bir suç örgütüne bulaşmış olmaktan korkuyor. Bırakın terör örgütü üyeliğini, sendika, kulüp üyeliği olmayan. Hatta bu tür derneklerin varlığını bile bilmeyen insanlarımız bir dolandırıcının; “adınız terör örgütü listesinde geçiyor” yalanına inanıp bütün servetini kaptırıyor. İnsanımız kendini bilmediği için mi dolandırıcıların bu tezgahına düşüyor?
Yaramaz kardeşi olanlar bilirler. Hani kardeşleri bir halt yediklerinde koşa koşa gelip “abiii şu çocuk beni dövecek” diye ağabeylerinin arkasına saklanırlar ya. Kurtarılmak için. Günümüz iktidarı da bu yaramaz kardeşlere benziyor aslında. Ama bir farkla. Normalde kardeşimiz bir halt yiyip arkamıza sığındığında önce onun peşinden gelen belayı def ederiz sonra da haşarı kardeşimize dersini veririz.
İnternette gördüğüm bir gözlem hoşuma gitmişti. Kesin kaynağı belli değil. Ortaya atılmış bir düşünce; “Türbanlı bacım üniversiteye gidemiyor diye geldiler, şimdi ise şortlu kadınlar otobüse binemez, hamile kadınlar parka gidemez oldu.” Doğru bir gözlem. Peki, kadınlar neden hep arka planda? Biz erkeklerin kadınlardan korkmasının nedeni ne? Çocukları, devletlerin ve politikacıların isteğine göre değil de kendi
Ülkemizdeki basın özgürlüğünün ileri derecede olması yüzünden her yazımdan sonra yakın çevremden aldığım “oğlum seni daha almadılar mı?”, “Birader dikkatli ol senide paketlemesinler.” “Oğlum bak başına bir iş gelecek sana ne?” şeklindeki tepkili uyarılar nedeniyle bir süre siyasetten uzak durmaya çalışacağım. Eğer becerebilirsem. Yıllar önce Uğur Mumcu gibi usta gazetecilerin bile yazı yazdığı Tan gazetesindeki
Eskiden bir ülke başka bir ülkeyi, kaynaklarını kullanmak için ele geçirmek istediğinde önce göçmenlerden ülke hakkında bilgi toplanır işgal edilecek ülkede halkın sorunları, imkanları, ülkenin yönetim tarzı v.b. incelenir uygun bir plan yapılarak elçi gönderilir ve pazarlık yapılırdı. Pazarlık sonucuna göre ya savaş ilan ederek yada işgal edilecek ülke halkının desteğiyle yönetim ele geçirilirdi. Günümüzde
Geçtiğimiz hafta A.K.P. nin meclise sunduğu yasa nedeniyle herkes saygı, ahlak, edep ıvır zıvır dersleri vermeye başlamıştı. Birden umutlanmıştım. Umutlanmaz olaydım. Uğursuzluğun ve şanssızlığın anıtını dikmemi isteseler kendi heykelimi dikerim sanırım. Stres atmak için oynadığım bilgisayardaki bir savaş oyununda verilen görevlerden birini yerine getirebilmek için düşman saflarını çatışa çatışa aştım. Verilen görev olan radar kulesini
Tarihini televizyon dizilerinden öğrenen insanlara işçi ve memur sendikalarının tarihini anlatmak gerekir. 12 Eylül öncesinden beri her siyasi görüşün ayrı bir sendikası olur. Sağcı işçilerin sendikası farklı solcu işçilerin sendikası farklı olurdu. İnsanların ateist, sağcı yada solcu olup olmadıkları alınlarında yazmadığı için bağlı oldukları sendikadan anlaşılırdı. 12 Eylül darbesine kadar evet sendikaların elinde büyük bir
Başlığı okuyunca aklınıza hemen BAŞKANLIK SİSTEMİ geldi değil mi? O konuya değinmeyeceğim. O konu hard pornoya giriyor. “TOPLU TAŞIMA” adı altında büyükşehir belediye başkanlarının fantezilerinden bahsedeceğim.             İnternette bir hazırlık sınav sorusunun fotoğrafı dolaşıyordu bir süredir. Selim olarak evden çıkan, otobüs ve metro gibi TOPlu taşıma araçlarını kullanarak okuluna Defne olarak varabilen bir gencin yolda
Geçmişi olmayan, geçmişinden utanan veya gelecek endişesi taşıyan insanlar hayal dünyasına girer ve hayaller kurarlarmış. Televizyon ekranlarında bu hayal dünyasının ürünlerini bolca görmekteyiz. Bugün sürekli televizyon izleyen bir insan Vietnam savaşını Amerika’nın kazandığını zanneder. Rambo filmleri yüzünden. Oysa Amerikalılar geçmişlerindeki bu utancı yok etmek için hayal dünyalarında Rambo karakterini yaratmışlardı. İnsanlarına güvenmeyen, olası bir sıkıntıda
Şoförlüğünü yaptığı çete yakayı ele verince hakim ile şoför arasında geçen diyalog; Hakim: “Evladım. Bu yanındakiler bütün bu haltları işlerken yanlarındaydın. Yedikleri her haltı gördün. Ve utanmadan “ben masumum” diyorsun. Hele anlat bakalım nasıl masumsun!” Zanlı : “Şimdi hakim bey. Bu arkadaşlarla beraber aynı mahallede büyüdük. Hepimiz komşu çocuklarıyız. Aynı ilkokula gittik, aynı bahçeden erik
Özür dilemek sözlük anlamı “yaptığı bir yanlıştan ötürü bağışlanmayı istemek” olan bir eylemdir ve aynı zamanda erdemdir. Herkes hata yapar. Ama herkes özür dileyemez. Bu erdemi kolay kolay kimse gösteremez. Çünkü “erdem” denilen mücevher herkeste bulunmaz. Darbe girişimi sonrasında tuhaf birçok olay oldu. Darbe sabahı tutuklanıp sorguda kaşı gözü yarılıp birkaç gün sonra da “yanlış
12