DİZİ PEMBESİ !

Şu armut piş, ağzıma düş modunda olan ve bununla birlikte herşeyi elimizin altından itip bolluk ferahlık pompalayarak bu izlenimi yaratan dizilere artık bir son verilmeli. Genelde ekranlar karşısında izlediğimiz umut ve hayallerini gerçekleştirmiş hal böyle olunca da hayattaki beklentisini aşktan öteye taşıyamamış insanların sorunlarının bitip tükenmek bilmeyen entrikaları etrafında dönüp duran bir kısır döngünün izleyiciye ısıtılıp ısıtılıp servis ediliyor olmasının ne zaman kabak tadı vereceğini merak etmiyor musunuz ? Bıkmadınız mı artık pembemsi tablolardan ?

Hayatın onca alacalı bulacalı ve inişli çıkışlı renkleri varken neden hep pembeyi dayatarak bizleri renk körü eder bu zehirli haller ? Emeğin en büyük kazanım olduğu, savaşmadan ayakta duramadan ve zorluğu tadamadan birşeyler elde edilemeyeceğinin mevzu bahis olduğu senaryolar mesela. İnsanlar bir ev sahibi olmak için yıllarını hatta ömürlerini bu uğurda harcarken 20 lik delikanlıların bizlere servis edilen yaşantılarında fiziksel görünümlerinin ön plana çıkarılarak gömlek giyişinden saat ve ayakkabı tercihine kadar izleyicinin gözünün içine her detayının sokulması, atletik vücudunun teşhiri, elini ve kolunu sallarken bunu vücuduyla beraber ritmik ve cool bir şekilde uygulaması…

Üstelik bu pişkinliği yaratan senaristin daha da cozutup madem biz bu haltı yedik diyerek zıvanadan çıkıp bu kombini soylu bir ailenin babadan oğula geçen zenginliğiyle de taçlandırması ve bunun üzerine de yurtdışında master yaparak burada bir iş kuran bu apoletli genci ilahlaştırmanın önünü açması…

Sonra işte o gencecik kızların avm lerde izdiham yaratması bizim şu ”körpe ilah !” oğlana ölüp bitip kavrulması bağrış ve çağırışlar içinde adını haykırması da bu nedenledir… Ama bu arkadaşlar hiçbir zaman halkın sanatçısı olmamış olamayacaktır. Halk sanatçısı olmak ekmek elden su gölden genç yaşta ev araba sahibi zengin ve şımarık işadamı rolleriyle değil, vatandaş gibi sıradan ve sosyal mevzuların bam teline dokunmak ile olur. Ama işte bu fazlasıyla hayal satan şişirilmiş yaşantıların panzehiri olan toplumsal muhalefeti bir türlü yakalayamadık. 70 li yıllarda çekilen ‘Bizim Aile’ filminin neden hâlâ kült yapımlardan biri olduğunu tam olarak kavrayamadık. Ya da neden Bizimkiler dizisinin yıllarca oynadığını ve sevildiğini bilemedik. Bu yapımlar hâlâ izleniyor ve hâlâ zaman zaman duygularda depreşip gerek günlük yaşantımızdaki sohbetlerimizde gerekse sosyal medyadaki paylaşımlarımızda kendisine yer edinmeyi sürdürüyorsa aidiyet duygusu ile gelişen evciliyet ve samimimiyetin iz bıraktığı bu toplumla örtüşen maddi ve manevi duygulara tercüman olmasıyla açıklanabiliyor.

O küçücük hayatların bizleri hayal kurmaya zorladığı sıcacık ve samimi yapımları yine küçük hayallerinin peşinde koşan o güzel yürekli insanların duygularının izleyici ile buluşarak karşı tarafta bir empati bırakması sonucunda hayatın içinde ayna vazifesi görmesiyle toplumun takdirini kazanarak bizden birileri oluvermesiyle yükseliyor. Çok mudur yani 2 oda bir salon evde yaşayan ve gelecek için minnacık hayalleri olan güzelim insanların yaşantısını anlatmak ? Zor mudur geçim derdi içinde yaşıyor olmasına rağmen yüzündeki gülümsemeyi ve kalbindeki umudu anlatan hayatlara rol biçmek ? Zor mudur ilah yaratmaktan ziyade, gerçek mutlulukların sıradan ve küçük detaylarda saklı olduğunu görmek….

Paylaş:
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Sen yap

avatar
1000
Photo and Image Files
 
 
 
Audio and Video Files
 
 
 
Other File Types
 
 
 

wpDiscuz