GLO BAL

Eskiden bir ülke başka bir ülkeyi, kaynaklarını kullanmak için ele geçirmek istediğinde önce göçmenlerden ülke hakkında bilgi toplanır işgal edilecek ülkede halkın sorunları, imkanları, ülkenin yönetim tarzı v.b. incelenir uygun bir plan yapılarak elçi gönderilir ve pazarlık yapılırdı. Pazarlık sonucuna göre ya savaş ilan ederek yada işgal edilecek ülke halkının desteğiyle yönetim ele geçirilirdi.

Günümüzde ülkeler birbirini işgal ederek topraklarına katmak yerine işgal etmek istedikleri ülkelerin ekonomilerine müdahale edip halkı ve ülkeyi güçsüzleştirip kendilerine bağlamayı tercih etmektedir.

            Eski usul bir işgal kısa vadede işgalci devlete getiri sağlarken uzun vadede zararlı olabiliyor.

Eski usul bir işgalde işgal edilen ülke halkının kontrol altında tutulması, onların ıslahı, yemesi, içmesi, barınması, sağlığı gibi konularla da ilgilenilmesi gerektiği gibi ilerleyen yıllarda bir isyanla tekrar bağımsızlıklarını isteme olasılığı hep olacaktır.

Yeni icat edilen bu ekonomik sistemde bu sorunların hiçbiri ile ilgilenmeye gerek kalmıyor. Üstelik bu sorunlardan da kazanç sağlanabiliyor.

Bu sistem, ülkesinde istenmeyen, yada ülkesini istemeyen insanların kurduğu ve günümüzde de aynı özelliklere sahip yani ülkesinde istenmeyen veya ülkesini istemeyen insanların yaşadığı, özetle “VATANSIZLARIN VATANI” olan Amerika’da icat edilmiş GLOBAL ekonomidir.

İsmindeki BAL kelimesi sizi aldatmasın. O bal sadece uygulayana BAL tadı verir. Uygulanan ülkelerde ise tam bir zehirdir.

1nci Dünya savaşından sonra savaştan galip çıkan ülkeler bile ekonomik kriz yaşarken aynı savaştan birkaç yıl sonra yeni bir savaşa girip galip çıkmayı başaran Türkiye Cumhuriyeti nasıl oldu da savaştan çıkan diğer Avrupa ülkelerine Uçak satacak kadar ekonomisini güçlendirdi?

Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda Osmanlıdan devir edilen borçlara ilave Rusya ve Hindistan gibi ülkelerden aldığı borçlara rağmen nasıl oldu da hem borçlarını ödeyip hem de ülkeyi kalkındırdı?

Günümüz siyasetçileri ve tarihçileri tarihimizi 1299 – 1922 yılları arasına hapsedip bu tarihlerin öncesini ve sonrasını yok saydıkları için birçok doğru uygulamadan haberimiz olmuyor.

Cumhuriyetin ilanından sonra uygulanan ekonomik politika özetle şuydu. “İhtiyacın olanı kendin üret.” Bilinen adıyla ULUSAL EKONOMİ.

Ulusal ekonominin temelinde yurtdışından sadece para getirtilir. Cihaz, malzeme, gıda gibi şeyler ülke sınırları içinde üretilmeye çalışılırdı. Bu sayede yabancı ülkelere fazladan borçlanmanın önüne geçilirdi.

Devlet bir şirket değil yerel şirketleri peşinden sürükleyen bir lokomotif olur böylece ekonominin kontrolü dışında kalmasını engellerdi.

Kendi ekonomisine sahip olan yani ulusal ekonomiyi uygulayan ülkeler askeri yöntemler dışında hiçbir şekilde işgal edilemeyeceği için sömürgeciliği seven ülkeler uzun vadeli planlar yaparak ülkelerin bu politikayı bırakması sağlanır. Ülkemizde bu uzun vadeli plan 1940’lı yılların ortasında uygulamaya sokuldu. (Marshall yardımları)

Global ekonomide ülkeyi millet yada seçilen siyasiler değil şirketler yönetir.

Global ekonomide önce hedef ülke üretimden uzaklaştırılır. Hedef ülkenin ürettiği ürünler daha ucuza o ülkeye satılır. Böylece hedef ülkede üretmek değil tüketmek cazipleştirilir.

Sürekli ithalat yapan ülke borçlanmaya başlar. Borçlarını kapatmak için hükümetler, kendi halkına sağlamadıkları imkanları yabancı yatırımcı adı altında yabancı şirketlere verirler. Böylece ekonominin kontrolü yavaş yavaş yabancı şirketlerin eline geçmeye başlar.

Yabancı şirketlerin ülkeye girişinin ardından yabancı bankalara da ülkede çalışması için izinler verilir. Sırf geçici ekonomik politikalarla hükümetlerini ayakta tutmak için.

Hükümetin borçlandığı yetmiyormuş gibi bu yabancı bankalar aracılığıyla verilen krediler ve kredi kartları sayesinde millet de yabancılara borçlandırılır.

Borçlanan işçi çalışma şartlarını gerekçe göstererek işi bırakamaz. İşi bırakırsa önce arabasını sonra evini en sonunda da ailesini kaybeder. Bu yüzden yabancıların tekeline geçmiş olan ekonominin içinde kendi istediği değil piyasanın belirlediği şartlarda çalışmaya devam eder. Kredi ile alınmış ev ve otomobiller de taksitler ödenmediği takdirde bankaya ait olur. Yıllar önce yabancı uyruklulara konut ve arazi satışına getirilen sınır kaldırıldı. Bu sınır yabancı bankaların icra yolu ile aldıkları taşınmazları kendi milletinden olan insanlara satmasını engelleyip uzun vadede İsrail gibi bir devlet kurulmasını engelliyordu. Yasanın kaldırılması ülkemiz için hala bir tehdittir ve tekrar geri getirilmelidir.

Yabancı şirketler kazançlarını, merkezleri kendi ülkesinde olan bankalara yatırarak veya hammadde ve mühendislik hizmetleri gibi masraflarla paraları kendi ülkelerine yani kendi milletlerine gönderirler.

Ülke işgal edilmek istenirse yada o ülkede yönetim değiştirilmek istenirse;

Yabancı şirketler zarar ettiklerini gerekçe göstererek tesislerini kapatırlar ve çalışanlar işsiz kalır. Bankalar kredi vermeyi keser ve kredi verdikleri yerel şirketlerden kredileri geri ister. Bir işçinin işsiz kalması en az 7 kişiyi etkiliyorsa ülkemizdeki yabancı şirketlerde çalışan insan sayısını 7 ile çarpın ve tehlikeyi hesaplayın.

Hükümetimiz son 10 yıl içinde yerli sanayicilere verdiği teşvikle kaç fabrika açtırdı? Bu sayı yabancı şirkette kaç?

Son 10 yıl içinde yapılıp parası yabancı şirketlere gidecek olan paralı otoban ve köprülerin ülkemiz ve milletimiz ekonomisine katkısı ne ve bu açılışı yapılan köprü sayısı yerli yatırımcıya açtırılan fabrika sayısından neden fazla?

Ve neden fabrika yerine alış veriş merkezleri için onaylar veriliyor?

Yerli fabrikadan çok paralı yol ve köprü yapılmasındaki amaç ne?

Çok mu hayalperest geldi?

Çalıştığınız şirket yabancı bir şirketse ve arazisinden binasına kadar kendine aitse “istediğim parayı kazanamıyorum” diyerek satmayıp kapattığını düşünün.

Şirketinizin borçlarını hafifletmek istediğiniz için ülkemizde faaliyet gösteren yabancı bir bankadan çektiğiniz uzun vadeli krediyi, bankanın vadesinden 3 yıl önce geri istediğini düşünün!

Oysa ulusal ekonomide böyle bir risk asla olmaz.

Global ekonominin kurucuları, ülkelerin para basmalarının para birimlerinin değerlerini düşüreceğini bunun da devalüasyona sebep olacağını dillendirip duruyorlar.

Peki, 1nci Dünya savaşından sonra savaştan çıkan tüm ülkelere kamyonlar dolusu borç veren Amerika Birleşik Devletleri o Dolarları tarlada mı yetiştirdi ağaçtan mı topladı?

 

Amerika Birleşik Devletleri gibi ülkelerin GLOBAL’liği savunması doğaldır. Çünkü orası VATANSIZLARIN VATANI.

Ama biz bir ulusuz. Bu topraklardan başka bir yerde yaşayamayacağımız için kurtuluş savaşında “Ya istiklal, ya ölüm” sloganının arkasından ölüme koştuk.

Paylaş:
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Sen yap

avatar
1000
Photo and Image Files
 
 
 
Audio and Video Files
 
 
 
Other File Types
 
 
 

wpDiscuz