KENDİN OL !

12366580_939604742790045_133564284_n

Televizyonun pembe dünyasının gerçekleri yansıtmadığını bir öykü kahramanı gibi izleyeni uyutup, mayıştırdığını bu uyuşukluğun da genelde insan kimyasında olumsuz etkiler bıraktığını, hatta travmaya kadar götüren ciddi boyutlarının olduğunu düşünenlerdenim.  İşte tam da bu sebepten ötürü bazen uzak kalayım ve biraz yazmayayım diyorum ama nafile. Hep biraz kıyısından köşesinden yazmak zorunda hissediyorum kendimi. Belki duygularıma tercüman olacak aynı duyguları hissedecek birilerini arıyorum ya da benim görüşlerimin aksini söyleyecek fikirlerin de olduğunu bilmek istiyorum. Birileri bunun faydalarını ve topluma kazandırdığı değeri anlatmalı ben de dinlemeliyim mesela hani. Neyse biz bildiğimizi yazalım. Bildiklerimiz, hissettiklerimiz, düşündüklerimiz belki de arzu ettiklerimizdir öyle değil mi ?

Bir ara izdivaç programlarına fazlaca sarmış enine boyuna birşeyler kaleme almıştım. Bu yazımla da tarz programlarına biraz değinmek isterim. O pembe dünyalardaki hangi tarz senin ? İçsel dünyalarımızdaki patlamaların, veyyahut bilinçaltında oluşturduğumuz ‘aslında uygun şartlar olsa giyerdim o elbiseleri’ denilen bir programın hikayesi midir bu tarz programlardaki figürlerin karakterleri ? Onlar da günlük hayatlarında öyle yaşıyor olabilirler mi sence dışses ?   Orada bulunan kızların hangisi senin tarzın deseler hep bir ağızdan ”hiçbiri” dediğinizi duyar gibiyim hey hemcinslerim. Öyle olmasına rağmen göze ve gönle hitap ettiği için izliyoruz belki de hıı ? Yoksa tarzımız falan da değil hani ! Hepsi bundan ibaret aslında. Keyif olsun, vakit dolsun. Ruhumuzun egzantirik taraflarını tatmin ederiz belki e zaten çocukken de Alice harikalar diyarında okurduk aslında gerçekte olmayan ve masalsı bir kahramandı o da işte ama hem görsel hem hikayesel keyf verirdi sadece ve biz onu okurduk !  Boyaya batırılıp çıkarılmış ve tablo gibi  karşında duran bir bayan realitede erkek için fazla yapmacıktır da zaten. Gerçek hayatının o itici kahramanı erkeğin pembe dünyasının da eğlenceli tarafıdır aslında. Bu genç kızlar 20 li yaşlarda ve haddinden de fazlaca kokoşlar. Bu da show un tuzu biberi olsa gerek !   Birde şu konuşmalarına ne olmuş ki kuzum ? Neden ağızlarını geverek ve kelimeleri sündürerek konuşuyorlar ? Hani sanki karşılarında 3 yaşında bir çocuk varmış ta seviyormuşsun sanki onu gibi.  Yapmacık ve şirin görünmek ;  yüksek ökçeli, kadınsı görünümlü, birbirleriyle sürekli ağız dalaşı yapan ! bu kızlarımıza hiç de yakışmıyor doğrusu. Dayıyorsun o yaşta onlara sahneyi ve ışığı rüyası bitince ne oldum delisi oluyor. Sudan çıkmış balık gibi gerçek hayatına  kalakalıyor !  O programa çıkarken tiki tiki konuşup, entel dantel şeyleri ezberleyip kendi ezberini bozan kızın gerçekteki hayatının moduna alışması şaşalı hayatı unutması bazen zor da olabiliyor. Kolay ve yapmacık dünyanın ihtişamında kaybolan ruhunu doyurmak ve o hayata sahip olduğunu hissettirmek için tutunmaya çalışacak yöntemleri deniyor kısa yoldan şan şöhreti yakalamanın hayali bazen geri dönüşü zor ağır travmalar da yaratabiliyor. Yine bu bir elin parmakları kadar az  pembe dünyalarında kaybolmuş insanlarının  konuştuğu dili sokuyorlar lügatlarımıza.  Bizlerin yani hepimizin bildiği ve kabul ettiği İstanbul Türkçesi vardı hani. İyi ve düzgün kelimeleri tane tane ve anlaşılır net biçimde telaffuz edenlere  derdik genelde. Ama bu dil başka. Ben bu kardeşlerimizin hangi ilin ya da ilçenin dilini konuştuklarını inanın daha çözemedim. Belki de Etiler dilidir bilemiyorum. Anadolu coğrafyası  birçok kültürün,medeniyetin  yaşam biçimine dönüşmüş halidir öyle değil mi ? Doğunun ve batının sentezlediği yaşam biçimi, arkadaşlık ve komşuluk ilişkileri, anne ve babadan gördüklerimiz, büyüklerimize olan davranış biçimlerimiz inançlarımızla birleşmiş modernite ve muhafazakarlığı bir arada sentezlemiş, hoşgörü ile büyütüp çeşitlendirmişiz. İşte bu zengin toprakların medeniyetlerinin birleşimi ile de ‘ben’ ortaya çıkmış sonunda da ‘biz’ olmuşuz. İşte tam da bu sebepten televizyonlardaki bu tarz kimi temsil etmekte onu henüz çözebilmiş değilim. Bahsetmek istediğim ne kadar açık ya da kapalı giyindikleriyle alakalı değil. Ayrıca  kimin nasıl giyindiği de kimseyi ilgilendirmiyor. Sahip olduğumuz zenginliklerimizin farkında değiliz sadece. Böyle bir zenginlikten, nasıl oluyor da dip seviyede bir kolaycılık çıkıyor onu anlamak güç. Estetik olmayıp, özentiden beslenen, dilin de bayağı olduğu, ilişkilerin kavgadan nemalandığı görüntüler ile topluma örnek olmalarıdır asıl mesele ! Onlar iyi ya da kötü, er ya da geç bir şekilde o pembe dünyalarından gerçek hayatlarına dönerken, ekranlarda biz izleyenlerin o insanları hep öyle yaşıyor ya da yaşayacakmış gibi bir algı kaplıyor olması asıl mesele. Topluma darbeyi vuruyor ve sonra vurgun yemiş o çocuk önce kendisini sonra ailesini sorguluyor : Biz ya da ben neden böyle yaşamıyoruz ? Ne eksiğimiz var ? Babayı, anneyi sorguluyor, kendisini sorguluyor, kolaycılık, para, farklı yaşamlar, idealist düşünceler kafasını karıştırıyor, kişiliği bozuluyor, dili değişiyor, yaşantılar ve beklentiler yükseliyor, tahammülsüzlük boy gösteriyor. Yetersiz görülen ebeveynlere asilik başlıyor. Neticede bu savaşta Sade ve Doğal  kalabilmek kazanılabilecek en büyük lüks oluyor. Olması gereken bu  lüks bence en büyük tarzı yaratıyor. ‘KENDİN OLMAK’ Toplum bu hızla aşınarak yozlaşmaya devam ederse ileride en çok arayacağımız lüksümüz de bu olacak gibi görünüyor !

Sevgiyle…

 

Paylaş:
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
Hiç oy verilmemiş:( İlk oyu sen ver

Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Sen yap

avatar
1000
Photo and Image Files
 
 
 
Audio and Video Files
 
 
 
Other File Types
 
 
 

wpDiscuz