MİLLİ TAKIM !

ayhan-oytun-imageŞerefli mağlubiyetlerimiz vardı bizim… En azından büyüklerimiz hep böyle anlatırdı bizlere ! Farklı yenilirdik ama mücadele ederdik, didinirdik, çabalardık, uğraşırdık oğlum derlerdi… Son demlerini hatırlıyorum o mağlubiyetlerin… O günlerden bu günlere çok sular aktı bu köprüden ve savaşan, kolay teslim bayrağı çekmeyen bir ruh yarattı bu çocuklar… Hepsinden Allah razı olsun. Alın teri akıttılar, tırnaklarını kazıyarak başardılar. Yenile yenile yenmeye, başarılara alıştırdılar lakin oynadığımız şu son iki maç ise bize hiç mi hiç yakışmadı doğrusu ! Avrupa Şampiyonasına gelmeden önce; Bitti, artık bizden iflah olmaz, gruptan çıkamayacağız denilen zamanlarda sahaya öyle bir ruh ve azim koyduk ki son 3 ya da 4 maçtaki isteğimiz ve başarımız ile Avrupa Şampiyonasında oynamayı fazlasıyla hakettik. Sözün özü geri döndük. Yumurta kapıya dayanınca hep başarmıştık ve yine üstesinden geliyorduk işte ! Hal böyle olunca beklentiler de yükseldi. Küllerimizden doğmamız ilk de değildi hani… 2000 yılında Dünya üçüncüsü, yine 2008 yılında Avrupa üçüncüsü olarak şampiyonaları tamamlıyorduk. 2000 yılındaki altın gol uygulamasında İlhan Mansız ın uzatmada Senegal filelerine gönderdiği ve yine 2008 yılında Semih in son dakikanın son saniyesinde Hırvatistan kalesine attığı gol hala dün gibi hafızalarımızda. 2-0 geriden 3-2 kazandığımız Çek Cumhuriyeti maçı da keza yine unutulmazlarımız arasında yerini alıyor. İşte hep bu geri dönüşlerin birikimi neticesinde ”Biz bitti demeden bitmez” sentezini çok doğru bir biçimde perçinleyerek kelimelere döktük. İyi bir pazarlama stratejisinin itici güçle birleşmesi gibiydi adeta. Bu sloganı kim düşündüyse tebrik etmeli. İşte bu geçmiş deneyimler ve birikimler, şampiyonalara kattığımız heyecan, son dakikaya kadar savaşma isteği, azim ve pozitif futbol bizleri bu turnuva içinde oldukça heyecanlandırıyordu haliyle. Hırvatistan maçını ekranların karşısında bu umudun sağladığı birikim ve beklentiyle seyrettik. Lakin sahada son 15 20 yılda akıllarımızda savaşcı ruh bırakan milli takımdan hiçbir iz yoktu aksine bu izlenimi yerle yeksan eden kötü bir oyun izliyorduk televizyonlarımızın başında… Olur dedik, toparlarız dedik, yol kazası dedik… Çünkü turnuvalarda hep ilk maçlarımızı kaybetmiştik ! İspanya maçına çıkmadan önce hayallerimiz ve beklentilerimiz vardı milli takımdan. İyi, isim yapmış ,dünyada söz sahibi ülkelere karşı çok başarılı maçlar çıkarmıştık çünkü ve yine öyle olacağını umuyorduk. Ama müsabaka 50. dakikayı gösteriyorken maç bizim için bitmişti bile… Sahada hiçbir varlık gösteremiyor 3-0 lık skora karşı hala atak yiyorduk. Yürümeye bile mecali olmayan bir milli takım vardı yeşil sahada adeta… İspanya kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyordu bizim topçularla izlemek ızdırap veriyordu izleyenlere…Turnuvaya katılan 24 ülkenin en kötü, en dirençsiz ve çabuk pes eden takımını izlemek bizleri üzüyordu… Böyle oynamamalıydık, bu kadar çabuk pes etmemeliydik… Biz buna alışık değildik çünkü. Puzzle nin son taşını da ”Biz bitti demeden bitmez” ile tamamlıyorduk çünkü ve bu sefer hazır, diğer turnuvalara göre de daha tecrübeli ve beklentiliydik… Burada mental bir kaç eleştiri de yapmak isterim haddim olmadan… Futbol takımlarında düzenli ve sürekli şekilde oynamayan oyuncularla ilk maçımızı oynadık. ilk 11 imize baktığımızda takımın yarısından fazlası yedek oturan ve sonradan oyuna giren oyunculardan oluşuyordu. Bizde durum böyleyken rakip ise tam aksine kulüplerinde sürekli oynama fırsatı bulan, hazır, fizik kondüsyon ve özgüven açısından yüksek oyuncularla oynama fırsatı yakaladı. İlk maçta teknik direktör Fatih Terim in bu hataları görüp bundan ders çıkaracağını umarak köklü değişiklikler ile İspanya maçına çıkacağını düşündük ama düşüncelerimizde yanılıyorduk. Aynı hatayı İspanya maçında da yaparak bu sefer daha ağır bir netice ile sahadan ayrıldık ! Ama bu kadar hataya rağmen önümüzde hala bir şans daha var. Çek Cumhuriyetini yenip bir üst tura yükselebiliriz. Umudumuzu koruyalım tabii ama gerçekleri de görmezden gelemeyiz. Milli takım oyuncularımızın silkinmeye ve kendilerine bir özeleştiri yapıp şu soruları sormaları gerekiyor önce : Ne yapıyoruz biz ? Biz bu muyuz ? Turnuvanın en kötü takımı olarak anılmak istemiyor ve herşeyi telafi etmek istiyorsak hala önümüzde telafi edilecek bir maç daha var… Bize inananları güvenenleri hayal kırıklığına uğratmak istemiyor isek iyi mücadele etmeli, sahaya enerjimizi ruhumuzu, isteğimizi yansıtmalıyız…. Son müsabakayı kazanıp bir üst tura yükselebiliriz elbette. Üst tura yükselmemiz hatalarımızın üstünü örtmemeli. İyi oynarsak, günümüzde olursak, ekstra işler yaparsak… Kendi oyunumuzu oynarsak yeneriz diyemiyoruz da ”cek” ”cak” lara umut bağlıyoruz. Futbolumuzun esas meselesi de tam da bu. Taşıma suyuyla değirmen dönmüyor. Bir yerlerde elbet tıkanıp kalıyorsunuz hal böyle olunca. Futbol bir ölüm kalım savaşı değil bir spor… Lakin oynayan zevk almaz ise izleyen için bu ızdıraba dönüşüyor. Önce oynanan oyundan oyuncular keyif alacak ki bunu karşı tarafa yansıtabilsin. Sözlerimi tamamlamadan önce bir kaç konuya daha değinmek isterim…. Avrupa ve dünya futbolunda 18 yaşındaki oyunculara çömez ve çok genç diye bakılmadan süre verilir. Bizde ise 22-23 yaşındaki oyunculara bile hala genç diye bakılarak süre verilmemekte. Sanırım sorunumuz biraz da burada. Emre Mor gibi dinamik, ayaklarına hakim, takımı ateşleyecek oyuncun varken neden kenarda oturtuyorsun. İlk maçın akabinde ilk 11 de süre alması gerektiğini telaffuz ettim. Kesinlikle oynamalı. Özgüven kazanmalı ve sorumluluk yüklenmeli. Böyle maçlar genç oyuncuların erken pişmesi için biçilmez kaftan. Gençlere daha çok güvenilmeli… Ayrıca Fatih Terim maçtan sonra yaptığı basın toplantısında inandığı oyuncularının kendini yarı yolda bıraktığını biraz sitemli bir dille belirtti. Sadece bu mu ? Bence hayır. Eksik söyledi Terim. Yardımcı antrenörleri de sınıfta kaldı, oyunu iyi okuyamadı. Peki kimdi bu yardımcı antrenörler ? Tuncay Şanlı, Tümer Metin, Nihat Kahveci… Oyunculuk kariyerlerine baktığınız zaman hepsi de gayet başarılı sporculardı değil mi ? Peki ya antrenörlük kariyerlerine bir bakalım ? Üçüncü lig de kulüp yönetmişlikleri bile yok yani tecrübeleri hiç yok ! Profesyonel bir turnuvada, amatör bir ruhla yola çıkamazsınız. Son sözüm ise taraftara… Kulüp takımlarını kötü oynadığı için ıslıklayabilirsiniz… Lakin şartlar ne olursa olsun kimsenin milli takımı ıslıklamaya ne hakkı olmalı ne de haddi olmalı… Umarım alınacak dersleri hızlı bir şekilde alır, biran önce kendimize çeki düzen verip son maçımızı kazanarak bir üst tura çıkarız !
Paylaş:
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
Hiç oy verilmemiş:( İlk oyu sen ver

Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Sen yap

avatar
1000
Photo and Image Files
 
 
 
Audio and Video Files
 
 
 
Other File Types
 
 
 

wpDiscuz