SAĞLIKÇISIYLA, HASTASIYLA HASTAYIZ HEPİMİZ!

sedat-cagirgan-imageHer şey yıllar önce Sağlık Bakanlığının hazırladığı bir kamu spotu ile başladı; “En küçük baş ağrısı bile ciddi bir hastalığın belirtisi olabilir” diye. Devlet hastanelerinin yoğunluğunu azaltmak için de Özel Sağlık Kurumları ile anlaşmalar yapıldı. Bunun siyasi, ticari ve ekonomik nedenleri ve ilişkileri ayrı ve savcılığı ilgilendiren bir konu. Yüzlerce klasörlük yazı gerektirir.

Biz etkilenenlere bakalım.

Bu kamu spotlarından sonra vantilatör önünde fazla durmaktan başı ağrıyan vatandaşımız bile beyninde ur olabileceğini düşünerek hastanelere akın etti. Devlet ve üniversite hastanelerinde 8-9 ay sonrasına MR veya Tomografi için gün verilince milletimiz yolunu özel hastanelere çevirdi.

Üniversite hastanelerinin acil servisine parmağınızdaki kesik için kayıt açtırdığınızda yazılım, paket fiyata röntgen çekimi bile ekliyorken özel hastaneleri siz düşünün.

Bu konuya da girmeyeceğim. Bu konu da savcılığı ilgilendiren bir konu.

Peki, hangi konuya gireceğiz?

Tabi ki kendimize. Sağlık çalışanları bizi niye tersliyor? Biz sağlık çalışanlarını niye tersliyoruz?

Yirmi yıldır içinde bulunduğum sağlık sektöründe bir büyüğüm bana şöyle demişti;

“Ameliyatta, yoğun bakımda ve morgda yakını olan insanlara ayrıcalıklı yaklaş, onlarla tartışma, anana bile küfür etseler alttan al. İçlerinde bulundukları durum nedeniyle mantıklı düşünemiyorlar. Ama ötekileri s…. et.”

Burada o “ötekilerden” bahsedeceğiz.

Sadece radyoloji bölümü, orta kalitede kurulmak istenirse yaklaşık 3 milyon TL’ye (1 Milyon Amerikan Doları) mal olan, personel maaşları aylık 450.000 TL tutan en düşük kapasitedeki bir hastanede ödediği katkı payı ile hastaneyi satın aldığını zanneden, normalde zihinsel özürlü olan ama bunun farkında olmayan, genel cerrahi yada Kardiyolojiye muayeneye gelen hastaların tavırları nedeniyle başlayan bir zincirleme reaksiyon yani kelebek etkisi veya domino etkisi de diyebileceğimiz bir hareketi tetiklemesiyle başlayan öfke patlaması.

 

            Bölüm 1. Hastayım ulan (bu bölümden en az 10 biyografi senaryosu çıkartabilirim.)

 

Hasta çat kapı muayene için sekreterliğe gelir. Önce randevu tartışması yaşanır;

Hasta: “özel hastanede insan 4 saat bekletilir mi? Ne demek hemen alamıyorum?”

Sekreter : “ama efendim. Birkaç gün önceden arasaydınız istediğiniz saate yazabilirdik. Randevu almadan gelmişsiniz.”

Hasta : “Olur mu öyle şey. Ne biçim hastane burası? Şikayet edeceğim…….”

 

Sağlık bakanlığının kendisine bağlı olan hastanelerinin yoğun bakım tuvaletlerinde sabunluk yokken özel hastanelere ceza kesmek için icat ettiği Hastane Kalite Standartları gereğince Hasta Hakları yetkilisi “Hasta/müşteri her zaman haklıdır” politikasıyla araya girer.

 

Yetkili : “haklısınız efendim. Sorunu düzelteceğiz efendim. Gereken yapılacak efendim. Sekreter arkadaş hemen kaydınızı yapsın. Falanlar filanlar….”

Sekreter : “Kimliğinizi verir misiniz?”

Hasta : “Al bakalım. Bak isteyince oluyormuş işiniz gücünüz yokuş yapmak. İlla hır çıkartcaz.”

Sekreter : “ 110 TL Katkı payı var efendim.”

Hasta : “Adam mı soyuyorsunuz siz? Hani Özel hastaneler ücretsizdi. Başbakanımız para ödemeyin diyor haberlerde. Ödemeyeceğim bu parayı….”

Sekreter : “Ama efendim. Profesöre muayene olmak istiyorsunuz. Sağlık bakanlığı yönetmeliği gereğince…”

Hasta : “Ne yani Koskoca başbakan yalan mı söylüyor?”

 

Hasta hakları yetkilisi koridordan geri döner, diğer sırada bekleyen hastaların gözünün önünde diğer hastaların tamamını ödediği katkı payını 50 TL’ye indirip kayıt işlemi yapılır. Ve hasta ilk boşlukta muayeneye alınır.

Bu sefer sırası ertelenen randevulu hasta sekreterin tepesine çöker. Sekreter arkadaş pasiflorasından bir fırt çeker. Mola hakkı olmadığından sigaraya çıkamadığı için. Pasiflorası bitmişse molaya da çıkamamışsa bir tartışma da o hasta ile gerçekleşir. Günün bitimine iki saat kala sekreter arkadaş İnsan Kaynakları bölümüne davet edilir. Dosyasındaki eskiden yaşanan hasta tartışmaları ile ilgili tutanak ve savunmalar ortaya konur. Son bir savunması istenir. Resmi olarak haklı bile olsa Anayasamızın eşitlik maddesine aykırı olan “Hasta/Müşteri her zaman haklıdır” politikası nedeniyle iş sözleşmesi, işveren tarafından işverenin insafına göre bir maddeden fesih edilir. Genelde bu madde personelin işsizlik haklarından ve kıdem tazminatından yararlanamayacağı bir madde olur. Arkada kalan personellere ders olsun veya tazminat ödemesi kuruma yük olmasın diye.

 

Buraya kadarı doktorlarımızın kapısının önünde gerçekleşenler. Ayrı bir film konusu da doktor muayene odalarında geçiyor ki bu olaylardan sonra doktorların nasıl sakin kaldıklarını anlayabilmek için alınlarına mikrofonlu kamera takıp belgesel çekmek gibi bir hayalim bile var.

 

            Bölüm 2. Hastanım Doktor!

 

Sevgili hastamız 15 dakikalık bir tartışmanın ardından bir personeli işsiz, bir personeli de öfkeler içinde bırakarak doktor odasına girmeyi başarmanın keyfiyle muayenesini olur.

Burada etik olmayan birçok olay yaşanır.

Doktor hastanın şikayetlerini dinleyip tetkik gerekmediğine karar verirse. Yani Röntgen, Tomografi, MR veya ultrason incelemesine gerek duymazsa hasta tarafından “doktor ilgilenmedi” teşhisi konur. Bu önyargıdan çekinen doktor Tomografi, MR veya ultrason tetkiki isterse de “hastaneye ve kendisine para kazandırmak için gereksiz tetkik istiyor” ön yargısı oluşur. Hastanın psikolojisini analiz edip ne yapacağına karar veren doktor muayenesini bitirdikten sonra hastamız: “doktor, bak hep sana muayene oluyoruz. Başkasına güvenmiyoruz. Bana şu ilaçları da yazabilir misin? Bir daha muayene ücreti ödemeyeyim.”

Hasta her zaman haklıdır ne de olsa. Yazmazsan, adı üstünde hasta. Arıza çıkaracak besbelli. Madem tedavisi bu ilaç. Yaz gitsin.

 

Bölüm 3. Hemşire hanım!

 

Ameliyattan yeni çıkmış, yoğun bakımlık bir durum olmadığı için doğrudan hasta odasına çıkartılan, ağrıların şiddeti azalıncaya kadar uyutulan hastanın yakınları ve hemşireler arasında geçen olay.

  1. Yakını : “Ya hemşire hanım. Ne zaman uyandıracaksınız? Ya uyanmazsa risk varsa niye yoğun bakıma almadınız önce. Ameliyattan sonra yoğun bakımda yatması gerekmez miydi bir süre? Niye direkt buraya getirdiniz?”

Hemşire : “Doktor bey öyle uygun gördü.”

H.Yakını : “Hemşire hanııım bu serum bitti!”

Hemşire : “O son dozdu efendim. Yenisi takılmayacak”

H.Yakını : “O zaman niye sökmüyorsunuz?”

Serum söküldükten bir süre sonra;

H.Yakını : “Hemşire hanııım?”

Hemşire : “Buyurun efendim?”

H.Yakını : “Bu şeyi niye sökmüyorsunuz? Canını yakıyor hastamızın.” (serum bağlamak için damara giren branül iğneyi kast ederek)

Hemşire : “Ama efendim. İlaç vermek için ve ilerleyen zamanlarda tekrar serum bağlamamız gerektiğinde tekrar kullanacağız. Hastanızın damarı zaten çok ince bulmak çok zor. Bulmaya çalışırken canı daha çok yanar.”

H.Yakını : “3 kuruş malzeme atmaya mı kıyamıyorsunuz yoksa dünyanın etrafını 40 kez dolaşabilen damarı bulamayacak kadar acemi misiniz?”

Hemşire : sistem error…..

 

Bölüm 4. Acilim

 

Bir trafik kazası sonrası yaralılara müdahaleleri yapıp ilgili yerlere sevk ettikten sonra yemek saatini kaçırdığı için akşam saat 11de dışarıdan sipariş ettiği lahmacun, pideleri odasında yemeğe çalışırken dışarıdaki tartışmaya kayıtsız kalamayan doktor Acil servis girişine yönelir. Sekreterlikte hasta, hasta yakınları sekreter ve hemşire ile tartışmaktadır.

Hasta ağrıdan kıvranmakta yakınları ise onun çektiği sancıları personele yansıtmaktadır. Hemşire ve acil servis personeli hastanın acil olmadığını ve doktorun saatlerdir kazazedelerle uğraştığını bildiğinden doktor yemeğini yiyene kadar gözlem odasına almak istemiş doktor muayenesi olmadan verilen bu karara hasta yakınları tepki göstermiş. Doktor arkadaşlarının da kazazedeler nedeniyle yorgun olduğunu bildiğinden yemeğini yarım bırakarak hasta yakınlarından özür dileyip muayeneye başlamış.

Doktor : “Şikayetiniz nedir efendim?”

Hasta : “Doktor Bey karnım çok şişti. Çok ağrı yapıyor.”

Doktor : “Son birkaç gündür bir rahatsızlık yaşadınız mı?”

Hasta : “Valla Doktor Bey. Söylemesi ayıp bir haftadır büyük abdestimi yapamıyorum. Yani kabızım.”

 

Bu insanlar dua etsin ben doktor olmamışım. Ben o doktor olsaydım, “madem burası tıkalı. Biz de geldiği yerden çıkartırız.” Der solunum cihazını makattan bağlar havayı basardım.

 

Buraya kadar sağlık çalışanlarının açısından bakarak yazmaya daha doğrusu özetin özetinin özetini yazmaya çalıştım. Sağlık çalışanlarının karşılaştığı sorunlar burada yazdıklarımın milyon katı. Bundan hiç şüpheniz olmasın. Hastane çağrı merkezlerini arayıp su tesisatçısı numarası soranları da gördüm. 112 Acil çağrı hattındaki gibi.

 

Şimdi sıra hasta ve hasta yakınları açısından gördüklerimde.

 

Biraz önceki gibi bölüm bölüm yazmayacağım. Daha da özetleyeceğim. Çağrı merkezinden hasta kayıta, Pratisyen hekimden Profesör Doktora kadar sakin insanların bile zıvanadan çıkmalarına sebep olan sağlık sektörünün yüz karalarından bahsedeceğim.

 

Çağrı merkezlerinde çalışan personeller telefon yoğunluğuyla başa çıkabilmek için bazı hatları meşgulde bırakırlar. Bunu ortam da müsaitse özel görüşmelerini gerçekleştirmek için de yaparlar. Telefonun ucundaki vatandaşta dakikalarca açılmayan telefon nedeniyle sinirlenir ve telefon açıldığında da personelle sinirli konuşur. Bazı hastanelerin telefon santralleri kapasitenin altındadır. Sözde yöneticilerin koltuklarını kaybetme korkusu nedeniyle santraldeki yetersizlik yada arıza yönetime bildirilmez. Hastanedeki sistem kusursuzmuş gibi bir izlenim bırakılır. Bu izlenimi bırakmak için de çağrı merkezinin çalışanları kurban edilir. Ta ki deli cesareti olan bir çalışan çıkıp, sistemin kusursuz, personelin sorunlu olduğunu söyleyen yöneticilere haykırana kadar.

 

Hasta yakınlarını sinir eden diğer konulardan biri de sorumsuz hemşireler. 15 yataklı bir serviste en az iki hemşire olur. Tabi olağan üstü bir durum yoksa. Normal bir zekaya sahip bir insan 15 hastadan kaç tanesinde serum bağlı olduğunu, serumların bitme süresini ve kaç hastanın monitörize olduğunu aklında tutabilir. Tabi aklı işindeyse.

Gecenin yarısında serviste olması gereken personel hastane içinde bir yerlerde muhabbete dalıp saati unuttuğu için kolu serumdaki tıkanıklık yüzünden morarmış yada içi kan dolmuş serum setiyle koridorda hemşire arayan hasta da gördüm, idrar torbası iyice dolduğu için yatağının altı idrar olan hasta da. Hayati öneme sahip cihazları kullanmayı bilmeyip sırf işe alınmak için bildiğini söyleyen, cihazın kullanılması gerektiğinde de etrafta terör estiren veya cihazın bozuk olduğunu iddia eden çalışanlar da gördüm. Hatta en traji komiği oksijen devresini serum devresine bağlamaya çalışanıydı.

Çok fazla detaya girmemin anlamı yok. Beni uzun yıllardır tanıyanlar neler bildiğimi ve yapabileceklerimi çok iyi bilirler. Burada meslek olarak kimseyi suçlayamam. Yapılan her hatanın bir tetikleyicisi var. İşleyen mekanizma çomak sokulmadığı sürece sorunsuz çalışır.

Sırada burunlarından kıl aldırmayan, narin doktorlarımızda. Bu kadar kişiyi eleştirdikten sonra onların hatalarını da belirtmezsem haksızlık olur.

Mesleğe yeni başladığım yıllarda Ultrason cihazı satar ve tamir ederdim. Unutamadığım bir kaç olay var ki hatırladıkça tekrar tekrar sinirlenip neden suratının ortasına yumruk atmadım diye pişmanlığım artar. Çalıştığım şirkete gelen bir doktor hangi amaçla kullanacağını belirterek benden tavsiye istedi. Yaklaşık 5 seçenekten sonra “en ucuzu hangisi?” diye sordu? Ve ekledi “Böbreği görsem yeter.” Peki, hocam. Böbrekte taş varsa ne olacak? Diye sorduğumda aldığım tek cevap şu oldu “ya göstermelik alıyorum. Ultrason cihazı yok diye hastalar başka yerlere kaçıyor.”

Diğer ve en aşağılık olan anım da bir devlet hastanesinin kardiyoloji uzmanı ile yaşadığım oldu. Bir devlet hastanemizin giriş kapısının tam karşısına açtığı muayenehaneye nasıl bu kadar çok hasta geldiğini merak ediyordum. İşimiz gereği o dönem hangi hastanede hangi bölümde hangi marka model cihaz olduğunu bilirdik. O hastanede de dünyada sadece kardiyoloji amaçlı üretilmiş bir marka vardı. Devlet paraya kıymış kazara olsa da en iyi markayı almış ve o hastanedeki cihazı iki yaşındaydı. Ben doktorun muayenehanesinde kullandığı o tarihte yaklaşık 15 yaşında olan şahsi cihazında arıza tespiti yaptıktan sonra doktoru beklemeye başladım. Ben özel muayenehanesindeki bekleme salonunda boş boş otururken hastalar yığılmaya başladı. Hastaların konuşmalarını dinledikçe doktoru öldürme arzum da yükselmeye başladı. Sonunda sakinleşip bana yakışanı yaptım. Sevgili doktorumuz hastanedeki son model 2 yaşındaki cihazla hastalarına baktıktan sonra “bu cihaz çok kötü. Siz hastanenin karşısındaki muayenehaneme gidin orada benim cihazımla bakayım. O cihaz bundan daha iyi” diyerek hastaları özel muayenehanesine yönlendirip belli bir sayıyı sevk ettikten sonra 1 saat görev yerini terk edip muayenehanesinde özel hasta bakıyordu. Doktorun politik ilişkileri nedeniyle bakanlık şikayeti etkili olmayacaktı. Ben de kendi tarzımla cezasını kestim. Doktor hala hayatta merak etmeyin.

Doktorlar dahil tüm sağlık çalışanlarının çalışma şartları hem özel sektörde hem de devlet kurumlarında çok kötü.

Devlet hastanelerinde malzeme alımlarının merkezden yapılması nedeniyle gelen malzemelerin halk diliyle dandik ötesi olması nedeniyle bir çok doktor hastasını ameliyat yapmaya çekinmekte. Bunun verdiği stresi kimse tahmin edemez. Bu zincirleme bir reaksiyondur. Doktordan hemşireye, hemşireden sekretere bulaşır gider bu stres.

Sağlık sektöründe de doktorlarımızın haklı olduğu yerler olduğu gibi haksız oldukları ve insanların hayatlarını riske attıkları konularda var maalesef. Bu devlet hastanelerinde de var performans notu diye.

Yöneticiler ay sonu raporlarında işlem içeriğine bakmazlar. Sayısına bakarlar. Bir çok yöneticiye göre bir saati geçmeyen apandisit ameliyatı sekiz saat süren by-pasla eşdeğerdir. Ne yapıldığına bakmazlar. Kaç tane yapıldığına bakarlar. Belediyelerin stadyumda toplu halde yaptığı sünneti ameliyat sayan yönetici bile gördüm bu sektörde.

Özel sektörde hak ediş nedeniyle röntgende görünebilen serçe parmağı kırığına tomografi çekimi isteyen, ilaç lobilerinin politikaları nedeniyle insanlara yıllarca gereksiz ilaçlar yazan doktorlarımızı bunların dışında tutmak isterim. Onlar için birileri araştırma yazıları yazıyorlar.

 

Yazı biraz uzun oldu. Ama daha da özetleseydim hiçbir şey anlaşılmaz bir çok şey havada kalırdı.

Hastasıyla, sağlık çalışanıyla, karşımızdakinin insan olduğunu idrak edene kadak bu sorunlar bitmeyecek. Ha tabi en önemli sorunlardan biri de “hasta/müşteri her zaman haklıdır” politikasını değiştirip “haklı olan İNSAN, her zaman haklıdır” diyemediğimiz sürece.

20 TL muayene ücretiyle 10 Milyon Amerikan Doları maliyetle açılmış hastaneyi satın aldığını zanneden canlılar ve 3 kuruş fazla hak ediş için hastasını riske atan doktorlar yüzünden daha çok can yanacak, ocaklar sönecek.

 

Sağlık sektörü öyle tuhaf bir sektör ki;

 

Herkes hem haklı hem de haksız.

Paylaş:
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Sen yap

avatar
1000
Photo and Image Files
 
 
 
Audio and Video Files
 
 
 
Other File Types
 
 
 

wpDiscuz